Septorinoplasti, burun içindeki kıkırdak ve kemik eğriliklerinin düzeltilerek hava yolunun açıldığı septoplasti işlemi ile burun dış görünümünün estetik açıdan yeniden şekillendirildiği rinoplasti ameliyatının tek seansta gerçekleştirilmesidir. Bu kapsamlı cerrahi müdahale, kronik burun tıkanıklığı, uyku apnesi veya horlama gibi yaşamsal fonksiyonları bozan iç anatomik sorunları ortadan kaldırırken, eş zamanlı olarak burun sırtı ve ucundaki şekil bozukluklarını yüz oranlarına uygun biçimde onarır. Dış iskeletteki estetik asimetrilerin düzeltilmesiyle birlikte içerideki taşıyıcı bölmenin de kalıcı olarak desteklendiği bu bütüncül yaklaşım sayesinde, tek bir operasyon ve iyileşme süreciyle hem sağlıklı bir solunuma hem de doğal yüz hatlarına kavuşulur.
Septorinoplasti Nedir?
Burnumuz, yüzümüzün tam merkezinde konumlanan ve sadece dışarıdan görünen şekliyle değil içeride barındırdığı karmaşık yapısıyla genel yaşam kalitemizi ve sağlığımızı derinden etkileyen bir organdır. Burun anatomisinde dış iskeletin şekli ile iç hava yolunun çalışma prensibi, bir binanın taşıyıcı ana kolonları ve dış cephesi gibi birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Burnun tam ortasında yer alan ve sağ ile sol burun boşluklarını birbirinden ayıran, kıkırdak ve ince bir kemikten oluşan orta bölme, yani septum, bu binanın en önemli taşıyıcı duvarıdır. Eğer bu ana taşıyıcı duvarda yapısal bir eğrilik, bükülme, travmaya bağlı bir kırık veya gelişimsel bir asimetri varsa, bu durum yalnızca içerideki hava koridorlarını daraltmakla kalmaz. Aynı zamanda burnun dış görünümünde sağa veya sola doğru eksen kaymalarına, burun sırtında çöküntülere veya burun ucu desteğinin zayıflayarak aşağı doğru sarkmasına zemin hazırlar.
Dışarıdan bakıldığında fark edilen estetik sorunlar, çoğu zaman içeride yatan çok daha karmaşık fonksiyonel bir problemin sadece dışa yansıyan kısmıdır. Dışarıdan asimetrik ve eğri duran bir burun, genellikle içeride hava yolunun daraldığının ve havanın akciğerlere sağlıklı bir şekilde ulaşamadığının en belirgin işaretlerinden biri olarak kabul edilir. Aynı şekilde burun ucunun desteksiz ve düşük görünmesi, içerideki kıkırdak yapının taşıyıcı gücünü yitirdiğini gösterebilir. Bu nedenle güncel Kulak Burun Boğaz ve Yüz Plastik Cerrahisi yaklaşımları, sadece dışarıdaki kemeri törpülemeyi veya burun ucunu kaldırmayı yeterli bulmaz. Burnun içindeki mukoza örtüsüne, hava akım dinamiğine ve yüzün üç boyutlu estetik oranlarına bütüncül bir perspektiften yaklaşılır.
Sağlıklı bir burun solunumu, vücudun oksijenlenmesi, uyku kalitesi ve günlük enerji seviyesi için vazgeçilmezdir. Geceleri burun tıkanıklığı yaşayan, ağzı açık uyuyan ve sabahları ağız kuruluğu ile uyanan bir bireyin, sadece dış görünüşü düzeltilmiş bir burunla genel yaşam konforuna ulaşması beklenemez. Bu yüzden tek bir cerrahi seansta hem fizyolojik solunum yollarının yeniden açılması hem de kişinin kendi çene yapısıyla, alın açısıyla ve genel yüz hatlarıyla uyum içinde olan doğal estetik sonuçların elde edilmesi hedeflenir. Nefes alamayan, solunum dinamikleri bozulmuş bir burnun, dışarıdan ne kadar hoş görünürse görünsün başarılı bir sürecin ürünü olarak değerlendirilmesi pek mümkün değildir. Bu bütüncül anlayış, kalıcı ve tatmin edici sonuçların temelini oluşturur.
Septorinoplasti Öncesi Muayenelerde Hangi Yöntemler Kullanılır?
Klinik değerlendirme süreci, hastanın genel şikayetlerini dinlemek ve hava yolu tıkanıklığının derecesini içeride yatan anatomik farklılıklarla birlikte detaylıca haritalandırmakla başlar. Bu süreç sadece basit bir gözlemden ibaret değildir; aynı zamanda hava yolu problemlerini objektif verilere dönüştüren teknolojik bir teşhis aşamasıdır. Hastanın uyku kalitesi, koku alma duyusu, efor sırasındaki nefes kapasitesi ve estetik beklentileri dikkatlice dinlendikten sonra detaylı fiziksel incelemeye geçilir. Bu inceleme sırasında modern teknolojinin sunduğu cihazlar devreye girer. Ucunda çok küçük kameralar ve özel açılı mercekler bulunan ince cihazlarla burun boşluğunun en derin bölgelerine, sinüs kanallarının açıldığı noktalara kadar ulaşılır. Çıplak gözle fark edilmesi çok zor olan derin kıkırdak sapmaları, burun etlerindeki yapısal büyümeler veya gizli polipler bu sayede net bir şekilde izlenir.
Sadece gözle görmek yeterli olmadığında, havanın burun içindeki akış hızını ve karşılaştığı direnci sayısal olarak ölçen çeşitli testlere başvurulur. Bu testler, tıkanıklığın derecesini somut verilerle ortaya koyarak ameliyat planlamasına büyük katkı sağlar. Ameliyat sonrasında elde edilecek başarıyı ölçmek için de bu ilk veriler referans kabul edilir. Ayrıca hastanın kendi durumunu puanladığı uluslararası geçerliliği olan anketler sayesinde, kişisel algı ve memnuniyet düzeyleri de kayıt altına alınır. Tüm bu veriler ışığında kişiye en uygun olan cerrahi yol haritası belirlenir.
Süreç boyunca başvurulan başlıca muayene ve değerlendirme araçları şunlardır:
- Rijit endoskopi
- Akustik rinometri
- Aktif anterior rinomanometri
- Bilgisayarlı tomografi
- NOSE anketi
- FACE-Q değerlendirmesi
Septorinoplasti Ameliyatlarında Açık ve Kapalı Teknikler Arasındaki Farklar Nelerdir?
Operasyon sırasında kullanılacak cerrahi yaklaşım stratejisi; hastanın burnundaki doğuştan gelen veya sonradan oluşan farklılıklara, mevcut eğriliğin şiddetine, burun ucundaki cilt kalınlığına ve bu girişimin ilk ameliyat mı yoksa bir düzeltme işlemi mi olduğuna göre özenle seçilir. Temel olarak cerrahi dünyasında açık ve kapalı olmak üzere iki ana yöntem bulunur. Her iki yöntemin de hastanın ihtiyaçlarına göre öne çıkan güçlü yanları ve tercih edilme nedenleri vardır.
Açık teknik yaklaşım burun deliklerinin arasında kalan ve kolumella olarak adlandırılan bölgedeki cildin üzerine uygulanan çok küçük bir kesi ile burun deliklerinin içinden yapılan kesilerin birleştirilmesi esasına dayanır. Cilt dokusu yukarı doğru nazikçe kaldırıldığında, burnun tüm kıkırdak ve kemik çatısı, orta bölmenin derin noktaları ve nefes yolunu oluşturan anatomik yapılar doğrudan cerrahın görüş alanına girer. Bu geniş ve üç boyutlu görüş açısı, özellikle asimetrik burun ucu problemlerinde, çok ileri derecede çarpık yapılarda, ciddi kıkırdak eksikliklerinin tamamlanması gereken durumlarda ve ince milimetrik hesaplamaların büyük önem taşıdığı karmaşık vakalarda cerraha geniş bir kontrol alanı sunar. İyileşme süreci tamamlandığında, dışarıda kalan o küçük kesi izi genellikle cildin doğal katlantıları arasına gizlenir ve zamanla fark edilmesi oldukça zor bir hale gelir.
Kapalı yaklaşım ise, dışarıdan görünen cilde hiçbir müdahalede bulunulmadan, tüm cerrahi kesilerin yalnızca burun deliklerinin iç kısmındaki mukozadan yapıldığı bir yöntemdir. Bu yöntemin temel felsefesi, burun ucundaki ince sıvı drenaj kanallarını ve cildi kemiğe bağlayan doğal bağları büyük ölçüde korumaya çalışmaktır. Dışarıda hiçbir izin bulunmaması, cilt altındaki damar ağının daha az etkilenebilmesi ve buna bağlı olarak doku ödeminin bazen daha hızlı gerileme eğilimi göstermesi, kapalı yöntemin dikkat çeken yanları arasındadır. Ciddi bir eksen kayması bulunmayan, burun ucunda majör bir yeniden inşa gerektirmeyen ve daha çok burun sırtındaki hafif bir yüksekliğin törpülenmesi hedeflenen durumlarda bu yöntem oldukça verimli sonuçlar verebilmektedir. Hangi tekniğin daha uygun olduğu, standart bir kuraldan ziyade, hastanın anatomik yapısının detaylıca analiz edilmesi sonucunda varılan ortak bir karardır.
Tedavilerimiz ve operasyonlar hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!
Septorinoplasti Sürecinde Koruyucu (Preservation) Yaklaşım Neden Önemlidir?
Estetik ve fonksiyonel burun cerrahisinde son yıllarda öne çıkan koruyucu rinoplasti, mevcut sağlıklı dokulara saygı duyan ve onları korumayı hedefleyen çağdaş bir felsefenin ürünüdür. Geleneksel yöntemlerde, burun sırtındaki kemerli veya yüksek yapıyı düzeltmek için o bölgedeki kemik ve kıkırdak dokular genellikle üstten kesilerek çıkartılır. Bu durumu bir evin çatısını tamamen söküp yeniden inşa etmeye benzetebiliriz. Bu doku çıkarımı bazen burun sırtında ışık yansımalarında hafif düzensizliklere veya ilerleyen yıllarda destek kaybına bağlı milimetrik çökmelere zemin hazırlayabilir.
Koruyucu felsefe ise burnun doğuştan sahip olduğu orijinal sırt anatomisini, o doğal pürüzsüzlüğünü ve doku bütünlüğünü mümkün olduğunca koruyarak şekillendirme prensibine dayanır. Temel mantık, burun sırtındaki fazlalığı yukarıdan kesip almak yerine, burnun içinden, yani septumun alt kısımlarından (temelinden) bir miktar kıkırdak doku çıkararak tüm burun piramidini bir asansör mantığıyla bütün halinde aşağıya doğru indirmektir. Bu tekniklerde, burnun yan kıkırdakları ile orta bölmesi arasındaki doğal bağlantı noktaları ve burun sırtından süzülen o estetik ışık çizgileri orijinal haliyle korunmaya çalışılır.
İşlem sırasında burun tabanındaki asimetriler ve kemik fazlalıkları içeriden giderilir. Ardından yan kemik duvarlarda kontrollü çok ince kesiler yapılarak, üst çatı tek parça halinde, anatomik yapısı büyük ölçüde zedelenmeden hedeflenen yüksekliğe konumlandırılır. Bu yaklaşım sadece estetik açıdan doğal ve pürüzsüz sonuçlara ulaşmayı desteklemekle kalmaz; aynı zamanda burnun çatısını oluşturan ve nefes almaya katkı sağlayan iç kapakçıkları (internal valv) doğal yapısıyla muhafaza eder. Böylece ameliyat sonrasında hastanın nefes alma fonksiyonlarının korunması ve iyileştirilmesi daha yüksek bir öngörülebilirlikle sağlanmış olur. Koruyucu yaklaşım vücudun var olan yapısını yıkmak yerine onu zekice yeniden konumlandıran incelikli bir stratejidir.
Septorinoplasti Sonrası Çökmeleri Önlemek İçin Hangi Destekler Kullanılır?
Burnun sadece ameliyat masasındaki görünümünü güzelleştirmek yeterli bir amaç değildir; asıl odaklanılması gereken nokta, o yeni şeklin aylar ve yıllar boyunca yerçekimine, cilt kalınlığına, yüz kaslarının mimik hareketlerine ve dokuların iyileşme sürecindeki çekme kuvvetlerine karşı direnç gösterebilmesini sağlamaktır. Bu aşamada yapısal rinoplasti ve greftleme, yani destek oluşturma dinamikleri büyük rol oynar. Hastanın kendi vücudundan alınan kıkırdak parçalarının, burnun zayıf noktalarını desteklemek, güçlendirmek veya eksik bölümleri tamamlamak amacıyla mimari bir yapı taşı gibi kullanılması işlemine destek uygulaması adı verilir. Genellikle burnun kendi içindeki septum kıkırdağı tercih edilse de ihtiyaç duyulduğunda kulak veya kaburga kıkırdakları da kullanılabilir.
Burun çatısında yapılan değişiklikler sonrasında ortadaki yapısal destek zayıflayabilir ve bu bölgedeki kıkırdaklar zamanla içeriye doğru çökme eğilimi gösterebilir. Bu durum nefes almayı sağlayan en dar geçit olan iç nazal valvin daralmasına ve fonksiyonel tıkanıklıklara yol açar. Bunu dengelemek için, içeriden çıkarılan fazla kıkırdaklardan ince ve uzun destek çubukları hazırlanır. Bu parçalar, çökmeye eğilimli olan alanlara tıpkı bir çatının altına yerleştirilen destek kirişleri gibi yerleştirilerek ince dikişlerle sabitlenir. Bu sayede hem nefes yolu açık tutulur hem de burun sırtındaki çizgilerin simetrik kalması desteklenir.
Benzer bir mühendislik burun ucu için de geçerlidir. Konuşurken veya gülerken burun ucunun aşağı doğru sarkmasını engellemek, uzun vadeli düşme riskini en aza indirmek için güçlü kıkırdak sütunlar inşa edilir. Bu kıkırdak destekler, burun ucunu taşıyan dokuları ana omurgaya bağlayarak burun ucunun projeksiyonunu, yani öne doğru çıkıklığını destekler. Bu mimari yaklaşım sayesinde burnun formu ve solunum kapasitesi uzun yıllar boyunca korunmaya çalışılır.
Cerrahi süreçte ihtiyaç duyulan temel yapısal kıkırdak destekleri şunlardır:
- Spreader greft
- Kolumellar strut
- Septal ekstansiyon grefti
- Alar batten greft
- Lateral krural strut
Septorinoplasti Operasyonlarında Piezocerrahi (Ultrasonik) Teknolojisi Hangi Avantajları Sağlar?
Geçmiş yıllarda burun kemiklerinin şekillendirilmesi, kemerlerin alınması veya burnun daraltılması işlemleri daha çok mekanik yollarla, kemik dokuya baskı uygulayan aletler kullanılarak yapılırdı. Bu durum ne kadar özenli çalışılırsa çalışılsın, kemikte bazen istenmeyen küçük düzensizliklere, etraftaki yumuşak dokuların ve kılcal damarların beklenenden fazla zedelenmesine yol açabiliyordu. Günümüzde ise tıp teknolojisinin burun cerrahisine sunduğu önemli gelişmelerden biri olan Piezocerrahi, yani ultrasonik kemik şekillendirme teknolojisi yaygın bir kullanım alanı bulmuştur.
Piezocerrahi sistemi, çok yüksek frekanslı ses dalgalarıyla titreşerek çalışır. Bu teknolojinin en dikkat çekici özelliği, doku seçici bir yapıda tasarlanmış olmasıdır. Cihazın özel uçları sadece yoğun ve sert olan mineralize kemik dokusunu tanır ve kemiği mikron düzeyinde, adeta bir kalemle çizer gibi nazikçe şekillendirir. Buna karşın aynı cihazın ucu; kemiğin hemen yanından geçen damarlara, sinirlere, kıkırdak dokuya veya burun cildine temas ettiğinde kesme işlemini durdurarak yumuşak dokulara zarar vermekten kaçınır. Bu mekanizmayı, dişleri temizleyen ancak diş etlerine zarar vermeyen gelişmiş bir fırça teknolojisine benzetebiliriz.
Cihazın kılcal damarları ve cilt altı dokuları yüksek oranda koruması, ameliyat sırasındaki travmayı ve kanamayı belirgin şekilde azaltır. Bunun hastaya yansıyan en büyük avantajı, ameliyat sonrasında göz çevresinde oluşan morlukların, şiddetli şişliklerin ve ağrıların büyük ölçüde hafiflemesidir. Çoğu hasta, operasyondan sadece birkaç gün sonra günlük rutinlerine oldukça rahat bir şekilde dönebilme imkanı bulur. Ayrıca kemikler mekanik darbeyle değil ses dalgalarıyla çok kontrollü bir şekilde şekillendirildiği için asimetrik burunlarda ve eğri deformitelerde hedeflenen estetik sonuca ulaşma öngörülebilirliği belirgin oranda artar.
Ultrasonik ses dalgalarının operasyon sürecine sunduğu başlıca avantajlar şunlardır:
- Daha az morarma
- Sınırlı ödem
- Hızlı sosyal hayata dönüş
- Milimetrik kemik kesimi
- Yumuşak doku korunması
Tedavilerimiz ve operasyonlar hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!
Septorinoplasti İle Birlikte Burun Eti ve Valv Darlıklarına Nasıl Müdahale Edilir?
Sağlıklı, kesintisiz ve ferah bir nefes alabilmek için burnun sadece orta bölmesindeki (septum) eğriliği düzeltmek genellikle tek başına yeterli bir çözüm oluşturmaz. Havanın geçtiği koridorların yan duvarlarında yer alan ve nefes alma kalitesini doğrudan etkileyen anatomik yapıların da ameliyat planına dahil edilerek tedavi edilmesi gerekir. Bu yapıların en başında “konka” adını verdiğimiz, halk arasında burun eti olarak bilinen dokular gelir. Konkalar; dışarıdan aldığımız soğuk, kirli ve kuru havayı ciğerlerimize gitmeden önce saniyeler içinde ısıtan, nemlendiren ve filtreleyen hayati öneme sahip biyolojik birer klima sistemidir. Eğer orta bölme bir tarafa doğru eğrilmişse, diğer taraftaki boşlukta yer alan konka, o geniş boşluğu doldurmak için bir savunma ve dengeleme mekanizması olarak aşırı derecede büyüyebilir. Bu büyüme zamanla havanın geçişini engelleyecek boyutlara ulaşır.
Güncel yaklaşımlarda, bu hayati organların tamamen kesilip alınması gibi mukozanın fizyolojisini bozan işlemler genellikle tercih edilmez. Bunun yerine, havayı filtreleyen o ince yüzeyi büyük oranda koruyan radyofrekans gibi ısı enerjisi tabanlı ileri teknolojiler kullanılır. Lokal olarak uygulanan bu kontrollü enerji, burun etinin iç kısmındaki fazla süngerimsi dokuyu büzüştürür ve mukozanın doğal yapısına saygı göstererek burun etinin sağlıklı boyutlara küçülmesine yardımcı olur. Eğer büyüme direkt olarak kemik kaynaklıysa, burun etleri mikroskobik yöntemlerle dikkatlice dışa doğru itilerek orta hava koridoru genişletilir.
Bir diğer önemli solunum problemi ise burun kanatlarının nefes alırken içeriye doğru çökmesi durumudur. Derin bir nefes alındığında burun deliklerinin dış kanatları birbirine yaklaşıp kapanıyorsa, bu bölgedeki kıkırdaklar yapısal bir zayıflığa sahip demektir. Bu durumu çözmek amacıyla ameliyat sırasında hastanın kendi kıkırdağından hazırlanan ince şeritler, burun kanatlarının içine, cilt altına destek amacıyla yerleştirilir. Bu eklemeler, burun kanatlarının içeri çökmesini engelleyerek her nefeste hava yollarının açık kalmasını destekler ve uyku konforuna doğrudan olumlu etki yapar.
Septorinoplasti Sonrası İyileşme Sürecinde Hastaları Neler Bekler?
Operasyonun tamamlanmasının ardından başlayan doku iyileşme süreci, vücudun biyolojik bir adaptasyon evresidir ve hastaların bu sürecin dinamiklerini bilmesi büyük bir psikolojik rahatlık sağlar. Ameliyat masasında işlemler bittiğinde, burnun yeni şeklini korumak ve içerideki mukoza zarlarının sağlıklı kaynamasını desteklemek için burnun içine özel tasarımlı silikon yapraklar (splintler) yerleştirilir. İçinden hava geçişine izin veren minik kanallara sahip olan bu modern silikonlar sayesinde hasta, operasyon sonrasında burnundan nefes almaya devam edebilir. Burnun dışına ise kemik çatının yeni formunu koruması amacıyla hafif ve estetik bir atel yerleştirilir.
İlk günlerde vücudun iyileşme mekanizmaları hızla devreye girdiği için doku bölgesine kan akışı artar. Buna bağlı olarak yüzde, yanaklarda ve göz çevresinde hafif bir gerginlik, ödem ve ilk iki gün açık pembe renkli burun sızıntıları olması beklenen doğal bir durumdur. Düzenli dinlenme, yatarken başın kalp seviyesinden yüksekte tutulması ve önerilen soğuk uygulamalar bu ödemin hızla dağılmasına yardımcı olur. Ayrıca burun içini okyanus suları ile sık sık yıkamak, mukozayı nemli tutarak kabuklanmayı önler ve iyileşme konforunu artırır.
Genellikle birinci haftanın sonunda yapılan ilk kontrolde, burun içindeki silikonlar ve dışarıdaki atel oldukça kolay ve ağrısız bir işlemle çıkarılır. Silikonlar dokuya yapışmadığı için bu aşama hastalar için oldukça rahattır. İkinci haftadan itibaren vücut yeni doku onarımını hızlandırır ve ödemin önemli bir kısmı ilk ayın sonunda yavaş yavaş vücuttan atılır. Burnun genel şekli gün geçtikçe daha da belirginleşmeye başlar. Ancak burun ucu, anatomik olarak sıvı atılım damar ağının en yoğun olduğu yer olduğundan, o bölgedeki hafif sertlik hissinin ve mikro şişliklerin tamamen geçmesi, cildin kemik ve kıkırdak iskeletin üzerine oturması altı ay ile bir yıl arasında bir zaman dilimini gerektirir. Bu süreç sabır gerektiren ve zamanla burnun daha doğal bir görünüme kavuştuğu bir iyileşme yolculuğudur.
İyileşme döneminde iyileşme konforunu artırmak için kullanılan temel unsurlar şunlardır:
- Delikli silikon splint
- Termoplastik atel
- Soğuk kompres
- İzotonik burun spreyi
- Yüksek yastık
- Bol sıvı tüketimi
Septorinoplasti Sonrası İkinci Bir Ameliyata (Revizyon) Hangi Durumlarda İhtiyaç Duyulur?
Burun bölgesi, kanlanması yoğun, kıkırdak hafızası olan ve sürekli yüz kaslarıyla etkileşim halinde olan çok dinamik bir yapıya sahiptir. Ne kadar detaylı ve titiz bir planlama yapılırsa yapılsın, vücudun kendi iyileşme dinamikleri, yara dokusu (skar) oluşumu ve kıkırdakların doğal esneme payları nedeniyle, ilk ameliyatlardan aylar veya yıllar sonra estetik veya fonksiyonel beklentileri tam karşılamayan ufak durumlar ortaya çıkabilir. Erken dönemde kanama veya enfeksiyon gibi durumlar modern tıbbın sunduğu imkanlar ve steril koşullar sayesinde çok nadiren gözlenir. Ancak geç dönemde ortaya çıkan bazı yapısal değişimler, ikinci bir dokunuşa yani revizyon cerrahisine ihtiyaç duyulmasına sebep olabilir.
Revizyon operasyonları söz konusu olduğunda en çok dikkat edilen faktör dokuların iyileşmesi için geçmesi gereken süredir. İlk ameliyatta işlem gören cilt altı dolaşım sisteminin kendini toparlaması, dokuların yumuşaması ve iç yapıların nihai şeklini alması için iki ameliyat arasında genellikle en az bir tam yıl beklenmesi önerilir. Erken yapılan müdahaleler, henüz tam iyileşmemiş hassas dokular üzerinde çalışmayı zorlaştırabilir. Revizyon sürecinin en önemli kısmı ise yapı malzemesi ihtiyacıdır. İlk operasyonda burun içindeki septum kıkırdağı genellikle kullanıldığı için, doktorun burnu yeniden şekillendirebilmek veya burun ucunu destekleyebilmek adına yeni kıkırdak dokusuna ihtiyacı olabilir. Bu tür durumlarda kulak kepçesinin arkasından veya daha güçlü bir destek gereken vakalarda kaburga bölgesinden alınan kıkırdaklar kullanılarak burun anatomisi fonksiyonel ve estetik açıdan yeniden yapılandırılır.
İkinci bir cerrahi değerlendirme gerektirebilecek başlıca durumlar şunlardır:
- Burun ucu düşmesi
- Nefes darlığının sürmesi
- Burun sırtı düzensizlikleri
- Yetersiz kemer alımı
- Kıkırdak asimetrisi
